Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Araklı Değirmencik köyü (Ağnas)Yaşam......  (Okunma sayısı 4466 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ağnaslı

  • Banned
  • *
  • İleti: 16
  • Rep Puanı: +9/-0
Araklı Değirmencik köyü (Ağnas)Yaşam......
« : Ağustos 02, 2007, 12:38:23 ÖS »
 



AĞNAS HANLARI

 Trabzon şubesi gibi çalışan ve bu resimleri gönderen sevgili Ahmet Aksoy’a teşekkürler.Ağnas hanları Değirmencik köyünün eski çarşısıdır.Resimlere bakarsanız sanırım,adeta terkedilmiş bir köhne binalardan başka bir şey aklınıza gelmemiştir.Oysa burası Karadere vadisi boyunca genelde köprü başlarına kurulmuş diğer hanlar gibi, bir tarihi içinde barındıran ve insanların o dönemlerde yaşamlarını yönlendiren en önemli merkezlerden biridir.Ben şimdilik Ağnas hanlarından söz edeceğim.Buralardan kimler gelmiş kimler geçmiş bildiğim kadar sizlere aktaracağım.Başlamadan bazı konularda açıklama yapmak gerekiyor.
1-Belki yazacağım bazı isim ve lakaplar bu konuyu görüntüleyenlerin kafasını karıştıracaktır.Bir kısım arkadaşımızı da gücendirecektir. Ama ben herkes nasıl ifade etmişse o doğallıkta aktarmayı uygun gördüm.
2-Osmanlı döneminden beri kullanılan akraba isimleri hala kullanılmaktadır. Örnek: Mollahamza oğullarından Seyfi gibi.Fakat bu Mollahamzoğun Seyfi olarak ifade edilir.
3-Anlatılacak bazı minik hikaye ve öyküler dilden dile günümüze geldiğinden,ne tam doğru nede yanlıştır bunu bilemiyorum. Yalnız,ana fikirleri ve çıkış noktalarının doğru olduğuna ben şahsen inanıyorum.Bunlara itibar edip etmemek artık sizlerin!


15-20 sene öncesine kadar bir kasabayı andıran fakat günümüzde çürümeye terk edilen Ağnas hanları,çocukluk anıları buralarda geçen herkesi üzdüğü gibi beni de hüzünlendirmektedir.Nedenleri belki yaşayan insanları günümüzde rahata ulaştırdı ama kocaman bir tarihin yok olmasına yol açtı.Ağnas köprüsünü geçerken değirmenci Mollahamzoğun Kıtır Yusuf,vefatından sonra Aganın Alay dayının minik değirmeni köyümüze bu günkü Değirmencik ismini hatıra olarak bıraktığı bir gerçek.Değirmenin hemen yanı başında Durmuşoğun Musa dayının bakkalı ve önünde asılan ve kurutulmayı bekleyen kırmızı ,yeşil biberler,buzağı işkembesi ve incirler hala gözümün önünde.
Musa dayının karşısında Raganların Hüseyin az ilersinde Cevarın Yusuf’un dükkanları. Eğer günü ise yeni kesilmiş bir koyun veya dana parçalanarak satılmakta.Sağa doğru yolu takip ederek hemen üst katta terzi,Keleşoğun Cemal yanında bakkal Cemal müşteri bekliyorlar.Az ilerde köyün PTT acentesi ve telefon santralini yöneten Berbatoğun Hasan(Kör Hasan)ve onun yanında müşterinin vermiş olduğu parayı görmek için büyük bir gayretle seçmeye çalışan Keleşoğun Kibar dayının dükkanları.Garibim Mollahamzoğun Hasan’nın dükkanı ise en sonda.Kibar dayının dükkanının üstünde köyün kahvesi ve kumarhanesi var.Ağnas hanlarının karşısında dere boyu sol tarafta,köprüden 70-80 metre ilerde Alibaşoğlu Zorbanın Hüseyin’nin evi bulunmakta ve zaman zaman burasını kahve ve kumarhane olarak kullanmakta.Zorbanın Hüseyin den 200-300 metre ilerde de Mollahamzaoğullarından Hacı Eminin Ali dayının küflenmiş mallarıyla dolu dükkanı ve yanında Kalay ve bakırcı Ğefur dayı hizmetinizde….

Ağnas hanları,o zamanlar minik bir kasaba demiştim.Hepimiz Amerikan filmlerinde küçük kovboy kasabalarını görmüştür.Ben yaşananları ve bu gün geldiği duruma bakınca sanki o filmlerin başka bir versiyonunu gözümde canlandırıyorum. Bazı anlatılan hikayeler, İskoçya’nın bağımsızlık hikayesini anlatan Cesur yürek filminde yaşananlara birebir benzemektedir.Zaten iklim olarak oraya benzediği de bir gerçek.Bunu hep erde olan bir hikaye ile örneklendireyim.

Osmanlı döneminde bu vadi ve köyleri Ağalar tarafından yönetilirmiş.Onların astığı astık kestiği kestik halka zülüm uygulayan yönetimlerine bir çok yerde rastlamışsınızdır.Kendilerine ait hapishaneleri ve korumaları varmış.Akılılarına her geldiğinde zaten yarı aç yaşayan zavallı halktan zorla vergi alırlarmış.Bunları geçtik,bir uygulama varmış ki akıllara durgunluk verecek cinsten.Yeni evlenenler ilk gece eşlerini bu Ağa’nın ve oğlunun yanına göndermek zorundaymış. Cesur yürek filmi ile bağlantıyı ben burada kuruyorum.
O günlerde yeni evlenecek olan bir genç,kara kara bu olayları düşünmekteydi.Sonunda Ağa Ağnas hanlarında halkı etrafına toplamış,emirler yağdırırken karşısına dikilmiş.
-Ağam ben yarın evleniyorum,sakın oğlunu bizim eve gönderme! Demiş
Ağa her zamanki küstah tavrı ile basmış kahkahayı.
-Yahu ne biçim adamsınız bir çocuğu bu kadar zamandır memnun edemediniz! Demiş
Genç gayet ciddi bir tavırla,
-Ben sana gönderme diyorum!
Ağa genci ciddiye almamış ve düğün olduğu akşam oğlunu göndermiş.Ağanın oğlu,gencin evine doğru atıyla yol alırken genç tarafından kurşun yağmuruna tutulup öldürülmüş.Daha sonra dağlara kaçarak Ağa’nın zulmün den kurtulmuş.Kendisi gibi düşünen diğer gençleri de yanına toplayarak Ağayı dize getirmişler.Bu olayın ne kadar doğru olduğunu bilmiyorum ama Cesur yürek filmi hatta film nedir bilinmediği zamanlar bile anlatıla gelmiş ve bir efsane olmuş kara dere vadisinde.Ne zaman yaşandığı belli değil,fakat feodal düzenin ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatması açısından önemli bir hikaye.İster İskoçya’da,ister Ağnas’da veya dünyanın başka bir yerinde olsun hepsi aynı işte!


Çevrimdışı ağnaslı

  • Banned
  • *
  • İleti: 16
  • Rep Puanı: +9/-0
Ynt: Araklı Değirmencik köyü (Ağnas)Yaşam......
« Yanıtla #1 : Ağustos 02, 2007, 12:40:12 ÖS »


HACI MUSA
Musa dayınu tanıdığım dönemlerde sert,ciddi ve yüzü hiç gülmeyen sakallı bir adam aklıma geliyor.Eğer aradığımız bir şeyi başka bir dükkandan baktıysanız ve bulamayınca onun bakkalına girdiyseniz bu bir kovulma nedeniydi.Fındık ayında topladığımız fındıkların delik olanlarını ince kum ile doldurup herkese yutturduğumuz halde,bunu ona ve Kör Hasan’a denemeği bile düşünemiyorduk. Bunu denemeğe kalkışsak,onlar hem yutmazdı hem de Ağnas hanlarına bir daha adım atmamak anlamına gelirdi.Kibar dayı iyi görmediği için ona yutturmak kolaydı. Herkes elinde satacak bir şeyi varsa Kibar dayıya satardı.Bu Ağnas hanlarında müthiş bir rekabetin olduğu anlamına gelirdi.

Fakat satacağınız ,acı turşu biberi,incir,buzağı işkembesi ve yabanı fındığı ise bunları başka birisine satamazdınız.Alıcısı Musa dayıydı.Onun belirlediği fiyattan tabi.Bu ürünleri dağ köylerinde oturan ve iklim itibari ile bu tür ürünler yetişmediği için yolları üzerindeki Musa dayı dan alan Dereliler di.Buzağı işkembelerini kimlere satardı bilmiyorum ama peynir yapımında maya olarak kullanıldığını duymuştum.
Musa dayının gençliğinden bahsedenler onun eski bir eşkıya olduğunu ve bahar mevsiminde yaylaya göç edenlerden haraç aldığını bile söylerler di.Bu bir rivayet tabi,ben doğru olup olmadığını bilmiyorum.Başka bir söylentiye bakarsak,(Batum şimdi Gürcistan’da kalan bir Osmanlı kenti)kardeşinin Bolşevik ihtilali zamanında Batum’da kaldığını ve onun yüzünden bir daha geri dönmediğinden bahsederler.Hatta son birkaç yıl kardeşinin mektup gönderdiğinden ve daha sonra bu mektupların kesildiğinden bahsedilir.Kardeşinin neden dönmediği ise başka bir muamma,çünkü o dönemlerde eşi köyde yaşamaktadır.Fakat bu konularda Musa dayının bir suçu olduğu kanaatinde değilim.Atalarımız;adınız çıkacağına canınız çıksın boşuna dememiş


Çevrimdışı sancakbeyi_61

  • Premium Üye
  • *******
  • İleti: 4340
  • Rep Puanı: +270/-7
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Araklı Değirmencik köyü (Ağnas)Yaşam......
« Yanıtla #2 : Ağustos 02, 2007, 12:42:03 ÖS »
cok teşekkürler agnaslı..görülmemiş keşfedilmemiş yerlerimizden biri daha..
dümende ve başaltlarında insanlar vardı ki bunlar uzun eğri burunlu ve konuşmayı şehvetle seven insanlardı. sırtı lacivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin zaferi için hiç kimseden hiçbirşey beklemeksizin bir şarkı söyler gibi ölebilirdiler....

Çevrimdışı ağnaslı

  • Banned
  • *
  • İleti: 16
  • Rep Puanı: +9/-0
Ynt: Araklı Değirmencik köyü (Ağnas)Yaşam......
« Yanıtla #3 : Ağustos 02, 2007, 12:42:32 ÖS »


HACI MUSA
Biz köyden ayrılıp gurbete çıktığımız zamanlar Musa dayı artık iyice yaşlanmıştı.Yüz yaşına merdiven dayadığı halde hala Ağnas hanlarındaki bakkalında inatla yaşamaya devam etmiş. Çünkü;yaşamı boyunca çocuk sahibi olamamıştı.Kendisi kısırdı.Kendisine ait olan resimde gördüğünüz,arsaya alt katı bakkal üst katı mescit olan binayı yaptırdı.İnşaat sırasında bakkalını karşı tarafta boş bulunan alanda çadır kurarak devam ettirdi.Çünkü yan tarafta akan Karadere’nin sesini duymadan rahat etmediği belliydi.Bir kış günü Musa dayının çadırının yandığını duyduk.Kendi dikkatsizliğinden mi yoksa gençliğinde canını yaktığı kişilerce mi yakıldı bunu hiç kimse bilemedi.İyice ihtiyarlayan Musa dayı artık eskisi gibi kimsenin yüreğine korku salamadığı bir gerçekti artık.Bu dönemde köye ortaokul geldi ve Cevarın Yakup’un dükkanın üstüne ilaveler yapılıp burası derslik haline getirildi.Artık bir dönemler dağları inleten Musa dayı çocukların eğlencesi olmaya başlamıştı.
Çeyrek ekmek almaya gelen veletler Musa dayı ekmeği keserken arkasından büyük tekerlek kaşarı yürütmeye,bir sakız isterken komple kavanozu götürmeye başlamışlardı.Kurt artık kocamıştı ve çakalların eğlencesi olmuştu.O işlediği günahları düşünerek artık kendisini affettirmek için Hacı eminlerin Ali dayının bulunduğu yerdeki suyu bile Ağnas hanlarına getirmişti.Bakkalını üst katını cami yaptırmıştı.
Musa dayı’nın bakkalı günümüzde telefon santralı olarak kullanılmaktadır.


Ermenilerin yaptıklarını ve Musa dayının onlara yaptıklarını yaşamış olsaydı onun ağzından dinlemeği çok isterdim.Ama buna artık imkan yok,onun yerine senaryo bu günlerde Fransa’da yazılıyor.



Çevrimdışı ağnaslı

  • Banned
  • *
  • İleti: 16
  • Rep Puanı: +9/-0
Ynt: Araklı Değirmencik köyü (Ağnas)Yaşam......
« Yanıtla #4 : Ağustos 02, 2007, 12:44:48 ÖS »
DEREDE YÜZMEK



DEREDE YÜZMEK

Çocukluğumuzda mayıs ayının gelmesini ve okulların tatil olmasını dört gözle beklerdik.Mayıs ve haziran geldiyse artık Ağnas plajının mevsimi gelmiş demekti.Arkadaş grupları derede yüzme,balık tutma ve oyun oynama hazırlıklarına son sürat hazırlanırdı kış boyu.
Biz yüzmek için Hacı eminlerin Ali dayının Atılmış kaya‘sın da eğlenir,diğer gruplara girmezdik.Zira Ağnas hanlarının önünde yüzmemek,bizden büyük ve haylaz çocukların rahatsızlığından korunmamız anlamına gelirdi.Yüzmeyi öğrenmek için en az bir mevsim çalışmak ve bazen boğulma tehlikesi atlatmak gerekirdi.Yüzme bilenler göllerin derinlerinde yüzer,bilmeyenler aşağısındaki sığ yerlerde alışırdı.
Karadeniz’in tipik özelliği olan bir günde iki mevsimi yaşamak biraz sıkıcı olsa bile,yinede dere kenarından alıkoyamazdı.Sabah kalktığımızda bulutsuz ve acık olan gökyüzü öğlen saatlerinde yağmura teslim olurdu.Bir saat sonra da yine eski durumunu alır,sadece derenin ıslaklığını değil kenarında bulunan yeşil doğanın ıslaklığını hissederdik.Böyle durumlarda üşüyen bedenimizi ısıtmak için dükkanların sırasında güneye uzanan kayalıklara tırmanıp orada olan çalı çırpı ve dikenleri tutuşturarak ısınmaya çalışırdık.Şimdi o kayalıklar düzgün bir karayolu olarak hizmet vermektedir.Fakat, yaşanmış hatıralar hiç birimizin zihninden silinmemiştir.Özellikle Atılmış kaya’nın karşısında bulunan, en az 20 metre yükseklikte bir kayanın ortasından geçen minik keçi yolu ve oradan her geçişimde hissettiğim korku.
Mayıs deresi herkesin ürperdiği suyun yatağına sığmadığı yükseklerde eriyen karların öfkesiydi.Bu zamanlarda büyüklerimizin bizi dereden uzak tutmak için büyük gayret gösterdiği dönemlerdi.Yüzme bilenlerin bile tehlikede olduğunu, azgın suların önüne gelen her şeyi sürüklediğini suyun debisinin korkunç olduğunu onlar yaşadıklarından öğrenmişti.Bunu bizim öğrenmemiz, bizimle aynı yaşlarda olan ve aynı sınıfa giden arkadaşımızın bir mayıs deresinde boğulması ile gerçekleşmişti.Arkadaşımızın babasının her gün o dereye bakarken neler hissettiğini şimdi daha iyi anlıyorum.Bir mayıs günü Ğefur dayının dükkanının yukarısında dere kenarında oynarken,acılı babamız daha ilerde bir taşın üzerinde oğlunun boğulduğu dereyi ve bizi izlediğini ve daha sonra yanımıza gelerek bize “çocuklar buralarda oynamayın” bende“burası tehlikeli değil bizi neden uyardı” diye içimden geçirişimi hatırlıyorum.
Derede yüzmek,balık tutmak ve çeşitli oyunlar oynamak harika bir duygu ama ana babalarımızın korkularını anlamak bazen geç olabiliyor.Onları anlamak ve endişelerine ortak olmak daha da önemli galiba……

Çevrimdışı ağnaslı

  • Banned
  • *
  • İleti: 16
  • Rep Puanı: +9/-0
Ynt: Araklı Değirmencik köyü (Ağnas)Yaşam......
« Yanıtla #5 : Ağustos 02, 2007, 12:46:39 ÖS »


KARADERE’DE BALIK TUTMAK

Balık yakalamak bir çok insanın olduğu gibi biz ve bizim yaşımızda olan tüm arkadaşların bitmeyen tutkusudur.Ne zaman köye gitsem mutlaka balık muhabbetini yaşarım.Çocukluk dönemimizde elimizde oltalar sabahtan akşama kadar bir kayanın üzerinde balık yakalamak ümidiyle beklediğimiz o günler ne kadarda güzeldi.Aslında balık yakalamak da bir ustalık ister!Adını yanlış anımsamıyorsam “Moynuğun Mehmet”diye birisi vardı.Olta ile balık yakalamakta üstüne yoktu.Elinde her türlü olta mevcuttu oltasını nereye atacağını ve nasıl balık yakalayacağını bilen birisiydi.Bizden büyüktü onu örnek alarak uzun bir fındık çubuğuna bağlı oltamızın kancalarına solucanları geçirip,derenin sularına bırakırdık.Kurşun bağlanmış olta suyun akıntısını engeller dibe batardı.Fakat balık beklerken balık yakalayanların nefret ettiği küçük kaya balığı(Ğovit balığı)gelirdi.Zaten bu siyah ve şekilsiz balık oltaya yem bağlanmadan yakalana bilen yenmeyen iğrenç bir balıktı.Usta balıkcılar “oltana govit vurmuşsa balık yakalayamazsın”derlerdi.Yeni başlayanlar ancak bunları yakalayabilirdi.Oysa işi bilenler balık yakalamadan önce derenin durgun ve sığ yerlerinde taşları kaldırıp onların altındaki siyah su böceklerini toplar,ondan sonra balığa çıkardı.Balıklar bu böceklere gelirdi.Sonraları bizde bu uygulamayı denedikse de olta ile balık yakalamak hiçbir zaman başarılı olduğumuz bir avlanma olmadı.Sadece taşlara takılan oltalar ve onları kurtarmak için verdiğimiz gayretler bir anı olarak kaldı!
Karadere de bir başka balık yakalama yöntemi de Şelendere ismi verilen ve yine yapımı ustalık gerektiren yöntemdi.Bu tür yakalama şekli birden çok kişinin ortak işbirliğini gerektiren zahmetli bir yöntemdir.Önce uzun ve ince yaklaşık 300-400 adet yabani fındığı çubuğu gerekir.Bunlar örülerek ince tarafları bir noktada birleşen kalın tarafları ise geniş kıvrımlı bir sepet yapılır.Daha sonra akıntısı hızlı olan kısımdan derenin bir bölümü seçilir.Yassı taşlar ile derenin zemini döşenerek akıntının daha da hızlı olması sağlanır ve kenarları taşlar ile kapalı bir V şeklinde boğaz oluşturulup sepet dar kısmına yerleştirilir.Basınçlı akan su bir süzgeç gibi sepetin içinde akarken gelen balıklar en uçta bulunan bir demet şeklinde dar kısımda sıkışır ve geri dönemez.Balıkcılara düşen de gelip onları toplamaktır.Gündüz balıklar nadiren bu tuzağa düşerler fakat gece öyle değildir.O nedenle bu işe gönül verenler kıyıda yine taşlarla yaptıkları barınaklarında sabaha kadar kısmetlerini beklerler.Bu arada yağmur yağıp dere taşarsa günlerce vermiş oldukları emeğin bir anda yok olduğunu ve Şelenderelerinin akıp gidişini hüzünle seyretmekten başka yapacakları bir şey yoktur.Bu da başka bir kısmettir!
Başka bir yakalama şekliyse elinizde lüks lambaları ile derenin içinde yürüyerek ışığı görüp olduğu yerde kalan balıkları elle veya elinizdeki bir araç ile yakalamaktır.Son zamanlarda bu şekilde avcılık yapılmaktadır.
Serpme denen özel ağlar ile gece ve gündüz yapılan yakalama şekilleri de vardır.
Başka bir yöntem ise balıkları toptan imha eden ve insafsızca ellerinde dinamitlerle yapılan katliamdır.Çocukluk dönemimizde sık rastladığımız bu tür avlanma da 3-5 balık için büyük küçük atılan yerdeki tüm balıkları öldürmekteydi.
20-30 yıl önce Karadere de bol miktar da bulunan çeşitli balık türleri maalesef aşırı avlanma ve dere yatağından kum çakıl çıkarma nedeniyle günümüzde bitme noktasına gelmiştir.
Bu nedenle artık derede balık yakalamak yetkili kurumlarca yasaklanmıştır.Her ne kadar uygulamalarda esneklikler varsa bile yinede gelecek nesillere bir şeyler bırakmak açısından bu uygulamayı yapanları yürek den kutlarım.Karadere’de balık yakalamak anılarda kalmasın diye biliyorsak fedakarlık yapmamız gerekmektedir.İzlediğimiz yabancı belgesellerde sadece olta ile balık yakalamanın bir spor gibi olduğu ve yakalanan balıkların tekrar geri bırakıldığıdır.Biz de artık gelecekte, balık yakalamayı bir spor ve etkinlik olarak görebilirsek bu işi amacına ulaştırmış oluruz.

Şelendere


Çevrimdışı ağnaslı

  • Banned
  • *
  • İleti: 16
  • Rep Puanı: +9/-0
Ynt: Araklı Değirmencik köyü (Ağnas)Yaşam......
« Yanıtla #6 : Ağustos 02, 2007, 12:57:06 ÖS »


Benim yazabileceklerim kendi yaşadıklarımdan ibaret olacak.Fakat,daha da eskilerden sadece anlatılanlardan aklımda kalanları paylaşacağım.Belki de bu topraklarda yaşamış herkes benzer şeyleri yaşamış olabilir.
Doğu Karadeniz bölgesinden, Türkiye ve dünya’nın başka yerlerine göç eden insanlarımız ekonomik yaşamın zorluklarından dolayı gitmişlerdi.Tarım yapılabilecek alanlar da elverişsiz ve az olması başka bir nedendi.Bu gün yine benzer sorunlar yaşanmaktadır.
Ben dünyayı ilk hissettiğim gün,tahta bir odanın içindeydim.Yine tahta beşikte ağlayan kardeş ve ana baba kardeşler olarak bir odada 8 kişiydik.(Daha sonraları 10 olduk)Evimizin bir bölümü tahta,diğer bir bölümü toprak ve taş adeta bir kulübe gibiydi.Bulunduğumuz yerin altında ineklerimiz için ahır,üstümüzde de onların yemleri olan otlar vardı.Coğrafi şartlardan dolayı toplu yerleşim olmadığından evler herkesin arazisinin başında olurdu.Akraba gurupları 3-5 ev dağınık yerleşmişlerdi.Bizim bulunduğumuz bölümde 4 ev vardı.En kalabalık ve en yoksul bizimkiydi.Babam yılın 4 ayı Rize-İyidere’de bulunan çay fabrikasında çalışır.Diğer zamanlarda köy de kalırdı Az olan arazimizde o yıl fındık verimliyse ekonomiye bir katkısı olurdu.Evimizin altında olan tarlamızda mısır,fasulye,salatalık,patates,lahana ve küçük bahçemizde pırasa ve zaman zaman marul ve maydanoz türü şeyler yetişirdi.Bazı zamanlar biber ve patlıcan türü sebzelerde ekilirdi.Yaz aylarında daha çok ürün yetiştiğinden biraz daha rahat olurduk.


Annemin evimizin önüne ektiği beyaz çekirdeklerin büyüyüp evin damına tırmanıp orada verdiği kabaklar hala gözümün önünde.Fındığın toplanması,kurutulup satılması ve ekilecek tarlanın bellenmesi,ekilmesi,biçilmesi zahmetli işlerdi.En büyük sorun ise arazının dik olması nedeniyle her şeyin ufak patikalardan kilometrelerce aşağıya taşınması.Aşağıdaki Ağnas hanlarından alınan erzakların yine arkada yukarı taşınması insanların en büyük sorunlarındandı.Ayrıca su sorunu vardı ve içilecek temiz su bulmak zordu.Kaynaklar uzakta ve taşıma su ile ihtiyaçlar karşılanırdı.Yakacak odun bulmak bile büyük bir sorundu.Zaten az olan araziler fındık bahçesi veya tarla olarak kullanılmaktaydı.Karşı dağda bulunan dikenlik ve Yavşan adı verilen bodur bir çalı yakacak ihtiyacını karşılamak için kullanılırdı.Fakat iki kişinin akşama kadar emek harcayarak topladığı Yavşanlar onca yoldan getirilip ancak bir günlük ihtiyacı karşılayabilirdi.Evlerde bir bölüm mutfak gibi kullanılan, içinde ateş yakılan çukur (ocak)yukarıdan aşağıya asılı zincirin ucunda kaynatılacak şeyleri ateşin üstünde tutmaya yarayan kanca ve yakılan ateşi verimli kullanmak için her şey yapılmıştı.Yakılan ateşin altında ”bilegi” ismi verilen topraktan yapılmış çukur bir gereç vardı.Ateş bitince kızgın küller kaldırıp bileginin içi temizlenip altına temiz yapraklar ve üzerine önceden yoğrulmuş ekmek hamuru konup üzeri yine çukur saç denilen gereç ile kapatılıp küller onun üstüne konularak pişirilen ekmeğin tadına doyum olmazdı.Hele de mısır ekmeği ise.
Akşamları aydınlatmada gaz lambası kullanılırdı.Yanan gazın kokusunu tüm eve yayan lambanın camlarını yandığı akşam simsiyah eden loş bir ışık verirdi.


Daha sonraları Almanya’da çalışanlar tarafından gazlı lüks lambaları geldi.O lambalar,gaz lambasına göre çok güçlü ışık verirdi.Sadece civar köyler değil,köyün bütün kelebekleri ona bakardı!
Gaz ocakları başka bir yenilik oldu fakat genelde köye elektirik gelene kadar yine gaz lambası tahtını kaptırmadı.
Yaz bitince,yani güz aylarında tarlalar biçilir. Mısır koçanları ve fasulyeler ayrıştırılıp, sapları önce serenlerde kurutulup daha sonra sıkıca yığın yapılarak kış boyunca hayvanlara verilmek üzere dışarıda bekletilirdi.Mısır yığınları biraz kaşındırıcı olsa bile çocukların oyunların da en önemli mekanlardandı.


Toplanan fasulyelerin yeşil olanları kış aylarında yenmek için turşu yapılır.Barbunya şeklini almış olanları kabuklu veya tane olarak kurutulup yine beklemeye bırakılırdı.Mısırlar haşlanır veya haşlanmadan güneş de kurutulurdu.Kurutulan mısırlar yine değirmende öğütülmek üzere bekletilir di.



Yabani fındıklar ve cevizler sadece kış aylarında yenmek için kurutulur ve bir torba veya file içinde beklemeye bırakılırdı.Ekim kasım aylarında minik Trabzon hurması kurutulur bunlarla karışık yenirdi.Ayrıca elma ve armut benzeri ürünlerde tavan arasındaki otlar içersinde yeneceği zamana kadar muhafaza edilirdi.Bu mevsimde hasat yapılan tarlalara arpa ekilir ve aralarına kış aylarının en önemli ürünü karalahana eklenirdi.Arpa sadece hayvan yemi olarak kullanılır.Mısır ekilmeden yeşil olarak biçilip kurutularak yaz boyunca ineklere yem olarak verilirdi.
Sonbahar da düşen yapraklar toplanır,ahırlarda hayvanların altına serilip doğal gübre(ağpun)olarak ekilen tarlalara ve fındık bahçelerine konurdu.O yıllarda başka bir ürün olan çay,bir çok insan tarafından denendi ve başarılı olanlar hala devam etmektedir.Çay bahçelerine yine fındık ilave edilip her iki ürünü aynı bahçeden almaya başlayanlarda çoğunluktadır.
Sonbahar rüzgarları esmeye başlayınca minik evimizde bir telaş başlardı.Büyük fırtınalarda çatının uçmasından korkulurdu.Ayrıca bu tür havalarda ateş yakmak demek evin de yanması anlamına gelirdi.4-5 yaşlarında olduğumu zannediyordum.Başımın bir yere çarptığını hissederek uyandım.Babam beni telaş ile kapı önündeki duvarın üstüne atıp tekrar eve girdiğini hatırlıyorum.Bir anda gözüm evimizin çatısına iliştiğin de alevlerin tahta duvarlardan dışarıya fışkırdığını gördüm.Evet,korkulan şey bizi uykuda yakalamıştı ve içerde bulunanları kurtarmak telaşı yaşanıyordu.Herkes yangını görmüş ve hızla gelmişti.Ellerinden geldiğince bir şeyler yapmaya gayret ettikleri halde evimizin kocaman bir alev topu halinde kül olduğuna şahit oldum.Gelen mala gelmişti ve bizde buna dua ediyorduk.Şafak söktü ve günün ilk ışıkları sadece boş ahır duvarların dan başka bir şey kalmamıştı.Bir kaç gün akrabalarda kaldık.Babamın en yakın dostu ve arkadaşı Murat dayı,aşağıda camiye yakın olan akrabalarının evini kullanıyordu.Yukarıda bize yakın olan evi boştu.Evimiz yapılana kadar orada yaşamamızı istemiş ve oraya taşınmıştık.Ev çok bakımsızdı.zaten bu nedenle kendisine ait olmayan diğer evde yaşıyordu.Yarı açıkta olsa başımız da bir dam vardı ve Murat dayımı rahmetle anıyorum,.mekanı cennet olsun.
Yol olmadığından ev yapacak malzemeleri Ağnas hanlarından taşıyıp evi yeniden yapmak zaman alacaktı.Bütün köy halkı evimizin yapılmasında katkıda bulundu.Beklenenden de kısa bir sürede evimiz yapıldı.İnsanlarımız köyde aralarında kısır çekişmeler de olsa bile her zaman yardımlaşmada başarılı olmuştur.Eski evimizden iki kat daha büyük ve sağlam bir evimiz olmuştu.Evimiz bu gün kimsesizlik yaşar gibi ve anılarını geriye ister gibi hüzünle bize bakmaktadır.Fakat o gün yolumuz yoktu ve 2007 yılındayız yine yolumuz yok.Zaten olup olmaması da artık fazla bir şey ifade etmiyor artık!

Çevrimdışı ¤ۣۜ..¤SessizGemi

  • Administratör
  • *
  • İleti: 7539
  • Rep Puanı: +333/-9
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Araklı Değirmencik köyü (Ağnas)Yaşam......
« Yanıtla #7 : Eylül 12, 2007, 01:22:33 ÖS »
bir köy için bu kadar tanıtım ve resimler harika birşey..emeklerniz için çok tşkkrler
Sen üzülme, senin için bu gönlüm ağlar..